Uzun Zamandır Yapmadığım Şeyler

Buraya yazamamak gibi mesela. Ya da yazmamak da olabilir bilmiyorum. Söylemeliyim ki, nadir görülecek bir siteye bile olsa içini dökmek ya da düşüncelerini açmak fikri o kadar da akıllıca değil. Başta da öyle değildi ama yine de yapmıştım, bunun hala arkasında olmalıyım ki şuan bunu yazıyorum. Neyse konu uzun zamandır yapmadığım şeyler. Eğlenememek bunun başında geliyor sanırım, büyük bir eksik değil fakat seni gören insanların enerjisini bile götürebilecek bombok bir durum. Düşünün insana neler yapar… Nelerden alıkoydum kendimi sırf bu yüzden, istesem de yapamıyor olmam durumu daha bombok bir hale getiriyor. Bazen eğlenir gibi oluyorum da on iki milisaniye falan sürüyormuş gibi oluyor. Onun dışında müziği bıraktım mesela ama tekrar başladım tabi bıraktığım yerden başlamadım o yüzden ilkini bıraktım şuan ikincisindeyim, böyle garip bir şey. Önceden yaptığım amatör prodüktorlük eserlerime bakıp hala gurur duyuyorum, iyi oldukları için değil; ben ne cesurmuşum da miksten yoksun şarkıları oraya atabilmişim diyorum. Şuan biraz daha iyileşti, her ne kadar Synth ve Drum Kit’li müzik prodüksiyonuna devam etsem de -ya da amiyane tabirle: “beat”- daha akustik müziğe kaydığım söylenebilir, gitar ve diğer akustik enstrümanlarla beraber. Gitar çalmaya başlayalı iki yıl bile olmadı ama bazı konularda kendimi gayet ilerlettiğimi düşünüyorum. Ondan sonra piyanoya geçtim. Sağda solda bulduğum piyanolarla başlayan o heves, sonunda eve bir klavye almamla devam etti. Şimdi sırada koleksiyon yapmak var. Bulduğum parayı gitara bastığım için yurtta açlıktan kilo verdim. Dört-beş haftadır zeytin ezmesi yiyorum akşamlığı, yurttakiler de “yazık be çocuğa” moduna giriyor olabilirler. Sonra iki bin liraya gitar aldım deyince şaşırmıyor değiller tabi. Ne yapmıyorum başka? Dinlediğim müzikten keyif almıyorum mesela, önceden başka diyarlara götürürken o müzikler beni -bu deyimi de hep kullanmak istemişimdir- şimdi sadece aklımı meşgul etsin diye orada sanki. He birde, yıllardır merak ettiğim birini artık merak etmiyorum. Bazı şeyler kafanda daha iyiyken gerçekte çok kötü olabiliyor, bu hayal kırıklığını çok yaşadım. O yüzden uzun zamandır yapmadığım şeyleri daha da uzun bir zaman boyunca yapmamayı temenni ederek. Saçma sapan ve bu yazıyla tamamen alakasız -belki bir kaç dizesi alakalı?-, sırf şuan dinliyorum diye yazmak istediğim bir şarkı alıntısı ile bitiriyorum.

hepsine alışıyor insan hepsine ne fena
ilaçlar var sevdiğim
yıllardır görmediğim
birileri var birileri yoktu galiba
yapmak istemediklerim
yapmayı çok istediklerim
kandırıyorum
herkesi
önce kendimden başlıyorum
sanırsın şeytan taşlıyorum.

Büyük Ev Ablukada, Hepsine Alışıyor İnsan

Arayan Bulur

Ben harbiden ben miyim
Üzerime gelmeyin
Becerebilirsem ufalanıyorum
İnsan büyüdükçe
Kusura bakma
Giderek kendine benziyor

Ben
Bir beni bulup
İçine girip
Saklanırsam
Kim beni bulur
Olduğun gibi
Olduğum gibi
Olduğum gibi

Ben herzaman ben miyim
Cinayetler miyim
Gebere gebere
Çoğalıyorum
Neden hep böyle
Mağlubiyetler
Giderek üzerime yakışıyor

Ben
Bir beni bulup
İçine girip
Saklanırsam
Kim beni bulur
Olduğun gibi
Olduğum gibi
Olduğum gibi

Ev

Yazmak

Zor iştir. Gerçekten zor. Ama öyle benim yazdığım gibi değil, akademik yazmak mesela. Ben yazmıyorum zaten, sesli düşünmek bu. Yoksa böyle yazı mı olur? Günlük gibi bir şey bu, her gün yazılması dışında, hangi manyak günlüğünü internette tutar ki? Herkesin ulaşabileceği bir yerde? Ben yaparım ama manyak olduğum için değil. Düşüncelerimi gizlemek ihtiyacı hissetmediğim için, aynı zamanda sözü mü de esirgemediğim yazılar gelecek. Te. Ne zaman onu bilmiyorum. Konuya döneyim, yazı yazmak zor iş. Akademik bir şey yazacaksanız tabi. Kuralları var bunun, öyle lambur lumbur yazılır mı? Alıntıladığın şeyleri nereden aldığını yazacaksın, diline dikkat edeceksin going to yerine gonna yazamayacaksın mesela. Çok sıkıcı değil mi? En iyisi serbest yazmak, amaç belirlemeden. Sadece aklına ne geliyorsa onu yazmak çok zevkli. Aslında aklına bağlı. Kaldı ki kendine kişisel bir site açarsan, kimse karışamaz, yorum yapacak yerin de yok zaten. En fazla “ne salak adamsın” diyebilirsin, onu da ben duymam. O yüzden sorun değil. Ne kadar çok saptım konudan… Out of topic olmak deniyormuş buna. Evet işte, akademik yazıyorsan öyle olmayacaksın. Olursan olmazmış. Öyle diyorlar yani, benim için sorun değil yoksa. Yazarken motive olmak gerekli bir de, ben Jmsn dinliyorum mesela şuan. Çok motive ettiğini söyleyemem, zaten yazıdan da anlaşılanın bu olduğunu tahmin ediyorum. Mesela Beethoven dinlesem Moonlight Sonata falan? Daha mı iyi yazarım, sonra yazarsam deneyeceğim bunu. Sözün özü, gözüm korktu yazmaktan. Ne zahmetli işmiş yahu? Topic Sentence‘i, Introduction‘ı Thesis Statement’i… Tabi bir de kısaltma kullanmak yasak… Bu kadar şeyi düşünecek olsam yazacak bir şey bulamam sanırım. Tıpkı şuan bulamadığım gibi, daha onları düşünmeden bile bir şey bulamıyorum çok ilginç… Madem Jmsn dinliyorum, o zaman ondan bir alıntı yaparak bitireyim.

“See, I don’t love myself… So how can I expect somebody else to do… The things that I… That, I can’t do myself.”

Jmsn, Love Myself

Amaç

Nedir? Buranın mesela, amacı nedir? Amacı olmalı mıdır? Amacı olan şeyin tadı farklıdır. Herhalde öyledir. Daha bir amacım olmadı. Bir yere ulaşmak için yürümek midir amaç? Yoksa daha derin bir şey mi? Belki de amaç “a match” öbeğinin Türkçesidir? Yani amaç bir maçtır. Yok be yok, amaç gerçekten bir match yani eşleşmek demektir. Biriyle eşleşene kadar yaşarsın ondan sonrası hep aynıdır. Farklı kılacak kişi eşleştiğin kişidir. Okulda bile denilirdi ya “Bir arkadaşınızla eşleşin” diye, bence amacı buydu. Ben o zaman “a match”sız kalırdım, tıpkı şuan olduğu gibi. İnsanın etrafında insan olması mıdır yalnızlığın tersi? Yoksa yalnızlık kafadaki bir şey midir? Kafadadır. Etrafında yüzlerce kişi dahi olsa, kendi soyut hissedersin, orası yalnızlıktır işte. Yalnızlık bir durum değil, bir yerdir aslında. Sadece senin olduğun bir yer. İşte benim a match‘im de yok amacımda. Tıpkı bu yazının bir amacı olmadığı gibi. Tıpkı buranın bir amacı olmadığı gibi. Ne oldu? Başlığa bakınca, “buranın amacını anlayacağım herhalde” mi dediniz? Aslında anladınız.

Saçmalamadan Saçmalamak

Buraya çok iyi şeyler yapabilirdim, yıllarca hiç bir şey yapmadan durması dışında bir işe yaramadı. Grafiği daha komplike tutabilirdim, kelimeleri daha spesifik seçebilirdim ya da yazı yazarken. Ne yapacağımı bilmiyorum ama ne yapıldığını biliyorum. Kime yapıldığını bilmiyorum. Bir alıntıyla başlamak en iyisidir belki?

In my younger and more vulnerable years, my father gave me an advice that I’ve been turning over in my mind ever since. “Whenever you feel like criticizing any one,” he told me, “just remeber that all the people in this world haven’t had the advantages that you’ve had.”

Great Gatsby, F. Scott Fitzgerald, p. 1

Bunu yapmalıydım belki de? Her şeyi daha iyi nasıl yapabilirim bunu hiç bilemedim ama susarak hiç bir şey yapamadım bunu biliyorum. Çok bilindik bir şey gibi değil mi yukarıdaki? Değil, gerçekten değil. Biliniyor olsaydı neden yazılsın. Bilinen şeyler mi yazılır, bilinmeyen şeyler mi? Yoksa önemi mi olmalı yazılan şeyin, ya da saçmalamalı mı benim yaptığım gibi? Saçma değil mi? Değil değil. Saçma olan benim, hep öyleydim. Her zaman soru sorulmadan yapılan şeylere soru sorma cesaretini gösterdiğim için mi? Yoksa en son elini öpmeyi reddettiğim “büyüğüm”  için mi ateist ilan edildim? Sanki bir alakası varmış gibi. Çok saçmaladım. Bana göre saçmalık gibi görünen şeylerin sana görünmemesi gerek. Bunun amacı bu. Saçmalamadan saçma yazmak mümkündür. Sadece görebilmek gerekir. Üstelik gözünü açmana gerek de yok.